|
Caglayan tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 07 Eylül 2009 01:36 |
|
Teorik olarak insan vucudu 2400 m rakima kadar havadaki oksijen oraninin azalmasina ve basinc farkina rahat adapte olurmus. Hatta bu nedenle ucak kabinlerindeki ic basinc 2400m'ye gore ayarlanir ve herhangi bir sorunda ucagi bu yuksekligin altina indirmeye calisirlarmis. 2400 m'den daha yuksek rakimda bulunan yerlere cikildiginda basagrisi, kusma, basdonmesi, istahsizlik ve nefes kesilmesi gibi belirtileri gorulurmus.
3300m rakimdaki Cusco'dan itibaren vucudumun nasil bir tepki verecegini merak ediyordum. Kitaplarda yazdigina gore saglikli bir vucuda sahip olmak yukseklik hastaligina karsi bir koruma saglamiyordu. Nitekim kaldigim yerlerde cok babayigit gordum bu nedenle perisan halde ortada dolasan. Benim icinse Cusco ve Machu Picchu cok rahat gecti. Ancak ne zaman 3800 m'deki Titikaka golune geldim, pusuda bekleyen yukseklik hastaligi beni de carpti. Oyle basagrisi, kusma falan degil de.. Bir anda 80 yasina geldim sanki. Iki adim yuruyorum, nefes nefese kaliyorum, bir kenarda bes dakika dinlenip yurumeye basliyorum, biraz sonra ayni durum tekrarliyor. Yeni tanistigimiz arkadaslarla Isla del Sol'u biraz turlayalim dedik, mehteran bolugu gibiyiz 2 adim ileri 1 adim geri, bir yandan da yerli amcalar teyzeler sirtlarinda yukleriyle sicraya sicraya geciyorlar onumuzden yarim saat sonra pes edip kendimizi ickiye verelim dedik. Heyhat, rakim kendini burada belli ediyor, birayi kopurtmeden bardaga bosaltmanin imkani yok. Bardagin onda dokuzu kopuk. Neyse ki sarap var.
Isla del Sol'den sonra La Paz'da da ayni belirtiler, nefes kesilmesi ve yorgunluk. Ne kadar surede adapte olacagim diye bekliyordum ama 4 gun gecmesine karsin pek iyilesme olmadi. Ancak 1 haftanin sonunda Uyuni colunde kendime gelebildim.
|